Eski Ýzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoðusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaþýk
yüz dönüm olan bir
adacýk üzerinde kurulmuþtu. Son yüzyýllar boyunca
Meles Çayý'nýn ve Sipylos Daðý (
Yamanlar
Daðý)'ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü
Bornova ovasý oluþtu ve yarým adacýk bir tepe haline dönüþtü.
Þimdi
Tepekule adýný taþýyan bu höyüðün üzerinde
Tekel
Müdürlüðü'nün
Ýzmir Þarap ve Bira Fabrikasý'na ait numune baðý bulunmaktadýr.
1955'ten beri yoðun
gecekondu bölgesi olan bu çevrede Ýzmir'deki ilk yerleþim yeri olarak tespit
edilen Ýzmir Höyüðü bulunur. Buradaki ilk kazýlarda
Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüðü"nün büyük
katkýlarý olmuþtur.
Batý Anadolu kýyýlarýndaki ilk yerleþimler -ki bunlar
Troya
Savaþlarýndan sonra kurulan Aiol,
Ýon
ve
Dor kökenlidir- genelde küçük yarýmadalar üzerinde kurulmuþtur. Bunlar,
Çandarlý (Pitanes),
Foça (Phokaia),
Ýzmir (Smyrna),
Kilizman (Klazomenai),
Milet ve
Ýasos gibi yerleþimlerdir. Bunun nedeni yerleþim yerlerini kuran ve oturan
insanlarýn daha çok Hellenli ve den olmalarýdýr. Böylece yarýmada yerleþikleri
hem iki limana sahiptiler, hem de kara denizden gelecek saldýrýlara karþý
güvence içindeydiler.
Elveriþsiz havalarda limanlardan biri uygun olmadýðý takdirde gemiciler diðer
limaný kullanma þansýna sahiplerdi. Bayraklý Höyüðü körfezin kuzeydoðu
köþesinde, kuzeyine sarp kayalý Yamanlar Daðý'ný da alarak karadan gelecek
saldýrýlara karþý rahat bir konumdaydý. Güneyi
imbata açýktý. Eski Ýzmir yerleþimi yaklaþýk 3000 yýl boyunca bu yarýmada
üzerinde yer aldý. M.Ö. 4. yüzyýlýn ikinci yarýsýnda büyük nüfus artýþý yüzünden
bugünkü Kadifekale (Pagos) eteklerine taþýndý.
Neolitik-Tunç Çaðlarý ( M.Ö. 6500-1050)
[deðiþtir]
En eski Ýzmir'in yerleþimi Bornova ilçesindeki
Yeþilova Höyüðü'nde 2005 yýlýnda yapýlan kazýlarda keþfedilmiþ, Ýzmir kenti
tarihinde bilinenden 3 bin yýldan daha eskiye M.Ö. 6500 yýllarýna kadar
gidilmiþtir.Yeþilova buluntularý Ýzmir'deki ilk yerleþimin Neolitik Çaðda
Bornova Ovasý'nda baþladýðýný , yerleþim sayýsýnýn Kalkolitik ve Tunç Çaðlar
süresince artarak devam ettiðini göstermiþtir.
Symrna kazýlarýndan elde edilen bilgiler ýþýðýnda Tunç Çað evlerini höyüðün
en üst düzeyinde denizden 3 ile 5 metre yukarýdaki kayalar üzerine
oturtmuþlardýr. Bu yerleþme Eski Tunç Çaðý dönemine aittir. Bulunan çanak ve
çömlekler Troya dönemi ve kültürüyle (M.Ö.3000-2500) benzerlikler
göstermektedir. Birinci yerleþim tabakasýnýn üstünde Orta Tunç Çaðý dönemi yer
alýyordu. Burada bulunan keramik eserler Troya II kentinde ortaya konulan
sanatsal eserlerle hemen hemen özdeþtir (M.Ö. 2500-2000). Üçüncü yerleþme katý
Troya VI ve Hitit dönemi ile çaðdaþtýr (M.Ö.1800-1ü50). Bu katta elde edilen
büyük ve saðlam bir vazo, Afyon ve Uþak kentlerinin güneyindeki Beyce Sultan
kazýlarýnda elde edilen kaplarýn çeþidindendir.
Ayrýca birçok kap biçimi Orta Anadolu ile olduðu ölçüde Troya VI kap kaçaðý
ile de benzerlikler taþýmaktadýr. Bundan baþka yine Troya VI'da gün ýþýðýna
çýkan `Minyas' tipi vazolar Bayraklý'da da ele geçmiþ, bir de 4-5 Myken seramik
parçasýna rastlanmýþtýr. Açýlan sondajlar küçük olduðundan evler hakkýnda geniþ
bilgi elde edilememiþtir. Tunç Çaðý'nda Ýzmir `de yaþayan yerli halkýn dili
konusunda herhangi bir fikir elde edilmesi mümkün olmamýþtýr. `Minyas' türü
keramiðin ele geçmesi birçok Anadolu kentinde olduðu gibi, burada da 2. Binde
Akalýlâra (Achaioi: Myken) ait bir ticaret kolonisinin bulunduðuna iliþkin
ipuçlarý verebilir.
Hititler Çaðý'nda {M,Ö. 1800-1200) Anadolu'da yazý kullanýlýyordu ve bundan
ötürü o dönemde tarih çaðýna ulaþýlmýþ bulunuluyordu. Ancak M.Ö. 1200'lerde
Troya Vll ve Hitit baþkenti Hattuþaþ'ýn Balkanlardan gelen kavimlerce
yýkýlmasýndan sonra Orta ve Batý Anadolu yeniden yazýsýz ve karanlýk bir çaða,
Demir Çaðý'na girdi. Demir Çaðý, Anadolu'da yazýnýn yeniden kullanýlmasý ile
Frigya
Krallýðý'nda M.Ö.730, geri kalan Orta ve Batý Anadolu'da ise M.Ö. 650 yýllarýna
kadar sürmüþtür,
Kazýlarda fazla miktarda çýkarýlan keramik ürünlerden anlaþýldýðýna göre,
Demir Çaðý boyunca Eski Ýzmir'de Hellas'tan göç eden, Aiolller ve Ýonlar
yaþýyordu. Yarýmadada yerli halkýn yaþadýðýna dair herhangi bir bulguya ise
rastlanmamýþtýr. Bayraklý Höyüðü'nün M.Ö. 1050 yýllarýnda kurulmaya baþlayan
yerleþmesinin Hellas kökenli olduðu anlaþýlmaktadýr.
400 yýl devam eden bu ilkel dönem boyunca baþlýca beþ yerleþme katý
saptanmýþtýr. Bunlar :
I. Aiol yerleþmesi (M.Ö. 1050-M.Ö.1000)
II. Erken, Orta ve Geç Protogeometrik yerleþme (M.Ö. 1000-M.Ö. 875)
III. Erken ve Orta Geometrik yerleþme (M.Ö. 875- M.Ö. 750)
IV. Geç Geometrik yerleþme (M.Ö. 750-M.Ö. 675)
V. Subgeometrik yerleþme (M.Ö. 675-M.Ö. 650)
Söz konusu beþ tabaka denizden 6,40 metre yükseklikte baþlamakta ve 9,50
metrede son bularak 3 metre kalýnlýðýnda bir tabaka oluþturmaktadýr. Kazýlarda
elde edilen Aiol keramiði Submyken orijinlidir. Protogeometrik ve Geometrik
stildeki kap-kaçak ise genelde Attika vazoculuðunun bir devamýdýr diyebiliriz.
Demir Çaðý boyunca Ýzmir evleri, büyüklü küçüklü tek odalý yapýlardan
oluþmakta idi. Gün yüzüne çýkarýlan en eski ev M.Ö. 925 ile M.Ö. 900'e
tarihlenmektedir. Ýyi korunmuþ halde ortaya çýkarýlan bu tek odalý evin (2,45 x
4 m.) duvarlarý kerpiçten, damý ise sazdan yapýlmýþtý. Erken Geometrik dönemden
itibaren (M.Ö. 875'ler) bu tek odalý evler at nalý biçimli bir avlunun üç bir
yanýný çevirmekte idiler.
Eski Ýzmir'liler kentlerini M.Ö. 850'lerde kerpiçten yapýlmýþ kalýn bir surla
korumaya baþladýlar. Bu tarihten itibaren Eski Ýzmir'in bir kent devlet kimliði
kazanmýþ olduðu söylenebilir. Kenti 'Basileus' adý verilen bir beyin idare
ettiði olasýdýr. Göçleri gerçekleþtirenler ve kent ileri gelenleri soylu
tabakayý oluþturuyordu. Kent duvarlarý içinde yaþayan nüfus olasýlýkla bin kiþi
civarýndaydý. Geç Geometrik ve Subgeometrik seramikle açýklanan dönemde (M.Ö.750-650)
ise yarýmadanýn nüfusu daha kalabalýk olup belki de 1500 kiþiyi aþýyordu. Kent
devlete ait halkýn büyük bir bölümü civar köylerde yaþýyordu. Bu köylerde, bu
çaðdaki Eski Ýzmir'in tarlalarý, zeytin aðaçlarý, baðlarý, çömlekçi ve taþçý
iþlikleri yer alýyordu. Geçimi tarým ve balýkçýlýkla saðlanýyordu.
Kentin en önemli kutsal yapýsý Athena Tapýnaðý idi. Bu tapýnaðýn günümüze
deðin korunan en eski kalýntýsý M.Ö. 725-700 yýllarý arasýna tarihlenmektedir.
Daha önceki dört dönemde (M.Ö. 1050- 750), büyük bit olasýlýkla yine Tanrýça
Athena'ya tapýnýlýyordu, ancak o tarihlerde kadýn tanrýçanýn heykeli herhalde
küçük bir niþ (naiskos) içinde bulunuyordu. Bilindiði gibi Homeros'un destaný
Ýlias, Aiol ve Ýon lehçelerinin karýþýk olduðu bir dille yazýlmýþtýr. Bu nedenle
dünya tarihinin bu çok önemli destansý yapýtý büyük olasýlýkla bu iki lehçenin
konuþulduðu sýnýr bölgesi olan Ýzmir'de oluþturulmuþtur. Nitekim Hellenistik
dönem Ýzmirlileri Homeros için 'Homeraion' adlý bir yapý inþa etmiþlerdir.
Parlak Dönem (M.Ö. 650-545)
[deðiþtir]
Eski Ýzmir'in parlak dönemi M.Ö. 650-545 yýllarý arasýna denk düþer. Yaklaþýk
yüz yýl süren bu süre, bütün Ýyon uygarlýðýnýn en güçlü dönemini oluþturur. Bu
dönemde Miletos'un liderliðinde Mýsýr'da, Suriye ve Lübnan'ýn Batý kýyýlarýnda,
Propontis'te (Marmara Bölgesi), Pontus'ta (Karadeniz) koloniler kurulur ve Doðu
Hellen dünyasý kýta Yunanistan ile rekabet ederek birçok alanda ve konuda onun
yerini almaya baþlamýþtýr. Bu dönemde Ýzmir'in tarýmcýlýkla yetinmeyip Akdeniz
ticaretine de ortak olduðunu görmekteyiz. Bu dönem katlarýnda bulunan
Fenike kökenli
eserler,
Kýbrýs kökenli heykel ve heykelcikler, Ön Asya ya da Akdeniz orijinli fayans
figürcükler bu uluslararasý ticaretin günümüze kalmýþ eserleridir.
Parlak dönemin Ýzmir'deki önemli belirtilerinden biri M.Ö. 650'den beri
yazýnýn yaygýnlaþmaya baþlamasýdýr. Kadýn tanrýça Athena'ya sunulan armaðanlarýn
birçoðunda sunu yazýtlarý bulunmaktadýr. Kent halkýnýn sayýsý fazla olmasa da
bir bölümü okuryazardýr. Kazýlarda ortaya çýkarýlan Athena Tapýnaðý (M.Ö.
640-580), Doðu Hellen dünyasýnýn en eski mimarlýk eseridir. En eski ve en güzel
sütun baþlýklarý þu ana kadar Ýzmir'de bulunmuþtur. Samos, Milet, Efes, Erythrai
ve Phokaia'da çýkarýlan sütun baþlýklarý M.Ö. 6. Yüzyýlýn ikinci yarýsýndan (M.Ö.
575-550) tarihinden önce deðildir. Helken sanatýnýn en özgün mimarlýk öðeleri
olan Aiol ve Ýon türü baþlýklar ile Ýon ve Lesbos biçimi kymationlar (yaprak ya
da yumurta þekilli mimarlýk süslemesi) doðuþlarýný Eski Izmir de gün ýþýðýna
çýkan ve büyük ölçüde Anadolu Hitit sanatýndan esinlenmiþ olan bu baþlýklara
borçludurlar
Hellen Dünyasýnýn çok odalý ev tipinin en eski örneði Eski Ýzmir de
bulunmuþtur. Gerçekten M.Ö. 7. Yüzyýlýn ikinci yarýsýnda yapýlmýþ olan iki
katlý, beþ odalý, ön avlulu çifte megaron, Hellenlerin bugün için bilinen, bir
çatý altýndaki en eski çok odalý evdir. Ondan önceki Yunan evleri yan yana
dizilmiþ megaronlardan oluþuyordu. Eski Ýzmir'in cadde ve sokaklarý daha 7.
yy'ýn ikinci yarýsýnda ýzgara planlý idi, caddeler ve sokaklar kuzeyden güneye
ve doðudan batýya uzanýyor, evler genellikle güneye bakýyordu .
Ýlerde M.Ö.5. yüzyýlda Hippodamos tipi adýný alacak olan bu kent planý özünde
Yakýn doðuda çoktan biliniyordu. Bayraklý þehir planý bu tür kent dokusunun Batý
dünyasýndaki en erken örneðidir. Ýon uygarlýðýnýn en eski parke döþeli yolu Eski
Ýzmir'de gün ýþýðýna çýkarýlmýþtýr.
Hellen dünyasýnýn en eski sivil mimarlýk eseri Eski Ýzmir'de 7. Yüzyýlýn ilk
yarýsýnda yapýlmýþ olan güzel taþ çeþmedir. Bir zamanlar Yamanlar Daðý üzerinde
yükselen Tantalos mezarý, tholos biçimli anýtsal mezarlarýn güzel bir
temsilcisidir.
Tantalos tümülüsünün mezar odasý adý geçen çeþmenin planýnda idi ve onun
gibi Isopata tipi adýný taþýyan yapý türünde idi, yani planý dörtgendi ve üstü
bindirme tekniðindeki bir tonozla örtülü bulunuyordu. Tantalos mezarý adý ile
anýlan bu anýtsal eser Eski Ýzmir'de MÖ.520-580 tarihlerinde yönetimi elinde
tutan basileusun ya da tyranýn mezarý olmalýdýr.
Eski Ýzmir'de, çömlekçi iþlikleri, arkeoloji literatüründe "Oryantalizan" ya
da "Friz Stili" adý ile anýlan seramik türünün güzel örneklerini üretiyor, taþçý
ustalarý mimarlýk eserlerinden baþka anýtsal boyda heykeller ve heykelcikler
yontuyor ve bütün bu sanat yaratýlarýnýn bir bölümü dýþ pazarlara sürülüyordu.
Bilindiði gibi M.Ö. 6. Yüzyýlýn ilk yarýsýnda o zamanki antik dünyanýn kültür
merkezi Batý Anadolu idi. Özellikle Milet'de tarihte ilk defa batýl inançlardan
ve her çeþit din etkisinden kurtulmuþ, özgür düþünceye dayalý bilimsel
araþtýrmalar baþlamýþtý. Doðu dünyasýnýn zengin bilgi ve deneyim hazinelerinden
yararlanarak ve özellikle özgür düþünce yöntemiyle
Thales,
Anaksimenes ve
Anaksimandros gibi doða filozoflarý' bugünkü Batý uygarlýðýnýn temellerini
atmýþlardý. Thales dünyada ilk defa bir doða olayýný, M.Ö. 28 Mayýs 585
tarihinde olagelen güneþ tutulmasýný oluþundan önce hesaplamýþtýr. Böylece
kültür ve bilim alanýnda tarihin baþlangýcýndan beri 2500 yýl boyunca
Mezopotamya ve Mýsýr'ýn elinde olan önderlik, Batý Anadolu'ya geçmiþtir. Batý
Anadolu bu önderliðini Ýranlýlarýn Anadolu'yu iþgal ettikleri 545 yýlýna deðin
korumuþtur. Ancak Ýran iþgali ile filozoflar, bilim adamlarý ve sanatçýlar
Atina'ya göç
edince kültür ve ilim alanýndaki önderlik Atina'ya geçmiþtir.
Milet, Efes,
Samos gibi Ýzmir de 6. Yüzyýlýn baþlarýnda büyük olasýlýkla düþünce ve bilim
alanýnda önde gelen kentlerden biriydi. Ancak Eski Ýzmir M.Ö. 640-545
tarihlerinde döneminin en ileri kültür merkezlerinden biri olduðu halde daha
sonralarý önemini yitirdiði için, çalýþmalarda eskisi hýzýný kaybetmiþti. Eski
Ýzmir'in edebiyat, þiir, tarih, felsefe ve bilim konularýnda ne düzeyde olduðu
hakkýnda yeterli bilgi mevcut deðildir. Mimarlýk konusunda ise önemli bir
merkezdi.
herodot, Eski Ýzmir'i
Lidya kralý
Alyattes'in aldýðýndan bahseder. Kazýlarda da bu olay M.Ö. 500 sýralarýna
tarihlenir. Kent ve Athena tapýnaðý tahrip olsa da Ýzmirliler M.Ö. 590
yýllarýnda tapýnaðý tekrar inþa ederler.
Daha sonra
Persler tarafýndan 6. Yüzyýlýn ortalarýnda ele geçirilen kent. Bu olayla
birlikte parlak devrini tamamlamýþtýr. Bu tarihten sonra Athena tapýnaðýna
hediye edilmiþ hiçbir armaðan bulunamamasý da bu tahribatýn önemli
göstergelerinden birisidir.
Gerileme Dönemi (M.Ö. 500-300)
[deðiþtir]
Athena
Tapýnaðý M.Ö. 545 tarihlerinde terkedilmiþse de yerleþim sürmüþ, ancak bundan
sonra 200 yýl kadar bir süre eski Ýzmir önemini ve iþlevini yitirmiþtir.
M.Ö. 5. yüzyýl boyunca küçük ancak zengin bir yerleþmenin yer aldýðý
Bayraklý Höyüðü M.Ö. 5. yüzyýlýn sonunda ve özellikle 4. yüzyýl süresince
yoðun bir iskana sahne olmuþtur. Bu dönemde, ortalarýnda büyük avlular olan biri
5, biri 8 ve diðeri 15 odalý olmak üzere üç ev gün ýþýðýna çýkarýlmýþtýr.
Bunlarýn, kenti idare eden ve muhtemelen dönemlerindeki Pers etkisine uyarak
yakýn civardaki
Larissa'da olduðu gibi, birer tyran olan beylere ait olmalarý akla yakýn
gelmektedir. Nitekim
Yamanlar Daðý'nda hala kýsmen korunmuþ olan ve önemli kiþilerin mezarlarý
olmasý gereken düzgün krepisli birkaç 4. yüzyýl
tümülüsü
bu düþünceyi desteklemektedir.
Söz konusu merkezi avlulu büyük üç evden baþka birçoðu megarondan bozma
dörtgen planlý küçük evler bulunmuþtur. Bayraklý höyüðünün bütün üst düzeyinin
4. yy. boyunca evlerle kaplý olduðu söylenebilir. Öyle anlaþýlýyor ki
Anadolu'daki
Pers iþgali 4. yüzyýlda gücünü yitirmiþ ve Ýyon kentlerinin büyümesine neden
olmuþtur. Meydana gelen nüfus patlamasý ile yüz dönümlük Bayraklý Höyüðü,
Ýzmirlilere küçük gelmeye baþladýðýndan, M.Ö. 300 tarihlerinde
Kadifekale
(Pagos)
eteklerinde yeni Ýzmir kenti kurulmuþtur.
Hellenistik Dönem'de ve Roma Ýmparatorluðu
yönetiminde Ýzmir (M.Ö. 333-M.S. 395)
[deðiþtir]
Büyük Ýskender'in
Ýssos'ta (Ýskenderun)
Pers Kralý
Darius'u yenmesinden (M.Ö. 333) ve arkasýndan bütün doðuyu ele geçirmesinden
sonra Hellen dünyasý büyük bir refah çaðýna eriþti. Kentler nüfus patlamalarýna
sahne oldu.
Hellenistik Dönem'de
Ýskenderiye,
Rodos,
Bergama ve Efes
kentlerinden her biri 100 binin üstündeki bir nüfusa eriþtiler. Küçük bir
tepeciðin üzerinde kurulmuþ olan eski Ýzmir kentinin duvarlarýnýn içinde yalnýz
birkaç bin kiþi yaþayabiliyordu. Bu nedenle en geç M.Ö. 300 sýralarýnda
Kadifekale'nin eteklerinde, yeni ve büyük bir kent kuruldu.
M.Ö. 323 yýlýnda Büyük Ýskender'in ölümü üzerine çýkan iç savaþta Ýzmir
(zamanýn ismiyle Symrna), önce Lysimakhos'un, sonra Lysimakhos'u M.Ö. 281
yýlýnda yapýlan Corupedion Savaþý'nda yenen Selevkoslar'ýn kralý 1. Selevkos'un
eline geçti. Selevkos egemenliði M.Ö. 190 yýlýnda yapýlan Magnesia (bugün
Manisa) Savaþý'na kadar sürdü. Selevkoslar, Romalýlar'a karþý kaybettiði bu
savaþtan 2 yýl sonra yapýlan Apameia (bugün Dinar) savaþýyla Bergama Krallýðý'na
verildi. Bergama'nýn egemenliði, Kral 3. Attalos'un ölümüne dek sürdü ve bu
tarihte Romalýlar'ýn eline geçti ve Asya Eyaleti'ne baðlandý.
Tarihçi
Strabon, Smyrna'nýn kendi zamanýnda yani M.Ö. 1. yüzyýla geçiþ sýrasýnda en
güzel Ýyon kenti
olduðunu belirtmektedir. O dönemde kentin küçük bir bölümü
Kadifekale'nin
Pagos'un üzerindeydi. Büyük bölüm ise düz arazi üzerinde bulunan liman
çevresine toplanmýþtý. Ana tanrýçanýn tapýnaðý ile
gymnasion da bu hat üzerinde yer alýyordu. Caddeler düzdü ve tamamý büyük
taþlarla düzgün bir biçimde kaplanmýþtý.
Aristeides,
kentin doðu-batý yönünde uzanan iki ana yolunun (Kutsal yal ve Altýn yol)
bulunduðunu ve bu yollarla kentin , denizden gelen esinti ile serinlediðini
anlatmaktadýr. Strabon Ýzmir'de Homereion olarak adlandýrýlan bir stoanýn
varlýðýndan söz eder (belki de bir perystil ev). Bu evin içinde
Homeros'un
bir heykeli bulunuyordu.
Roma Çaðý'nda Ýzmir'de inþa edilen yapýlar arasýnda,
Kadifekale'nin
(Pagos)
kuzeybatý eteðindeki antik tiyatro ve batýdaki stadyumun her ikisinden de pek az
iz kalmýþtýr. Diðer taraftan Smyrna Agorasý oldukça iyi korunmuþ olup, bugün
kýsaca Agora
olarak bilinmektedir. Agoranýn ölçüsü 120x80 metre uzunluðunda geniþ bir avlusu
vardý. Doðusunda ve batýsýnda birer stoasý vardý. Her iki yapý 1 7,5 m. olup
ikiþer katlýydý. Ayrýca 28 m. uzunlukta bir bazilika da mevcuttu. M.Ö. 2.
Yüzyýlda Romalýlarýn egemenliðine giren Ýzmir ikinci kez altýn dönemini yaþamaya
baþlar. M.Ö. 88 yýlýnda Pontus Kralý 6. Mithridates'in eline geçtiyse de 2 yýl
sonra Romalýlar þehri geri aldý.
Ýncil'de sözü
edilen "Yedi Kilise"den bir tanesinin bulunduðu
Smyrna Hýristiyanlýðýn geliþmesinde önemli bir rol oynar. Ýzmir'in ilk
baþpiskoposu olan
Aziz Polikarp havari ve Ýncil yazarý
St. John'un ilk müridlerinden biridir. Yaklaþýk M.S.
70 yýlýnda Anadolu'da
doðmuþ, inancýndan ötürü
23 Þubat
155 tarihinde, Ýzmir
akropolü üzerinde bulunan stadyumda
Romalýlar
tarafýndan yakýlarak ölüme mahkum edilmiþtir. M.S.
395 yýlýnda Roma
Ýmparatorluðu ikiye bölününce, Ýzmir, sonradan
Bizans Ýmparatorluðu olarak tanýnacak
Doðu Roma Ýmparatorluðu'nun bir parçasý olur.
Bizans Ýmparatorluðu yönetiminde Ýzmir; Araplar,
Selçuklular, Cenevizliler, Aydýnoðullarý, Haçlýlar, Moðollar.
[deðiþtir]
Bizans Ýmparatorluðu döneminde
Araplar,
Selçuklular,
Haçlýlar ve
Cenevizliler kenti ele geçirmek için birbirleriyle savaþýrlar. Kenti ilk
önce Araplar 672
yýlýnda denizden zaptedip
Ýstanbul'a yaptýklarý akýnlarda bir üs olarak kullanýrlar.
Türkler Ýzmir'i ilk kez 1076'da Sulçuklu akýncýlarýndan ve zamanla ilk büyük
Türk denizcisi olacak
Çaka Bey'in
komutasýnda ele geçirirler. Ýzmir'den hareketle
Ege
Adalarý ve
Çanakkale Boðazý'na düzenlediði akýnlarla Bizanslýlara korku salan Çaka
Bey'in ölümünden sonra Bizanslýlar kenti 1098'de geri alýrlar ve þehrin kýyý
tarafý 1204 yýlýnda
Rodos Þovalyeleri'nin eline geçer.
1310'da
Aydýnoðlu Umur Bey tüm þehri ele geçirir.
1344 yýlýnda
Cenevizliler kýyýdaki St. Peter kalesini ele geçirirler. Cenevizliler aþaðý
kenti kontrollerinde tutarken
Aydýnoðullarý Beyliði yukarý kentte (Kadifekale)
hakimiyet kurar.
Gavur Ýzmir deyimi o dönemden kalmadýr ve Cenevizlilerin elinde kalan aþaðý
kenti tanýmlamak için kullanýlmýþtýr.
14.yüzyýl ortalarýnda St. Peter kalesi ve aþaðý kent bu kez
Rodos Þövalyeleri tarafýndan ele geçirilir. Bu arada
Osmanlý Devleti 1398'de Ýzmir üzerinde hakimiyet kurdu.
Ankara Savaþý'ný kazanarak Osmanlý Devleti'ni maðlup etmiþ olan
Timur'un
1403'de bizzat
komuta ettiði
Moðol ordusu kenti istila edip, St.Peter Kalesini yerle bir eder. Bu fetih
Timur'un
Hristiyan güçlere karþý yapmýþ olduðu tek savaþ olmasý nedeniyle ayrýca
önemlidir. Osmanlý Devleti'nin toparlanmasýndan sonra
1422 yýlýnda II.
Murat kenti zapteder ve Ýzmir bundan sonra
Osmanlý Ýmparatorluðu'nun bir parçasý olur.
Osmanlý Ýmparatorluðu yönetiminde Ýzmir; Doðu
Akdeniz'in ticaret kavþaðý
[deðiþtir]
Osmanlý idaresinin ilk yüzyýllarýnda ikinci derece bir sancak olan Ýzmir'in
Ýlk Osmanlý yöneticisi
Karasubaþý Hasan Aða'dýr. Ýzmir 1605-1606 yýllarýnda
Celali Ýsyanlarý kapsamýnda
Arap Sait ve
Kalenderoðlu ayaklanmalarýna sahne olmuþtur. Ancak kent, Osmanlý
Ýmparatorluðunun 1620 yýlýnda yabancýlara tanýdýðý
kapitülasyonlardan sonra giderek Ýmparatorluðun en önemli ticaret
merkezlerinden biri haline gelir.
1619'da
Fransýz, 1620'de
Ýngiliz konsolosluklarý açýlýr. Bu arada þehrin nüfus yapýsý da deðiþmeye
baþlar.
16. yüzyýl kaynaklarý Ýzmir'de 19
cami, 18
havra ve sadece 1
Rum Ortodoks kilisesi bulunduðunu, kentin 9 mahallesinden sadece birinde
Hristiyanlarýn yaþadýðýný belirtmektedir. Dolayýsýyla, o dönemde þehir
merkezinde
Müslüman-Türkler
çoðunlukta, önemli ve köklü bir
Musevi cemaati mevcut (Sabetay
Sevi 17. yüzyýlda Ýzmir Musevi cemaatinin içinden çýkmýþtýr) ve Hrýstiyan
Rumlar azýnlýkta olmalýdýr.
Evliya Çelebi de, 1672'de Ýzmir'i ziyaretinde, nüfus yapýsýndaki deðiþimin
ilk gözlemlerini kaydeder ve
Punta (Alsancak)
mahallesinde giderek artan sayýda yerli gayrimüslimlerin,
Levantenlerin ve Batýlý tüccarlarýn yoðunlaþtýðýný yazar. Ýzmir'de
1676'da yaklaþýk 30
bin kiþinin öldüðü bir veba salgýný,
1742'de þehrin
yarýsýnýn yandýðý büyük bir yangýn olur. Osmanlýlarca Ýzmir'e paþa düzeyinde
yapýlan ilk atama, 1707'de yabancý tüccarlarca düzenlenen
Buca ayaklanmasý ndan sonra 1716'da tayin edilen
Köprülü Abdullah Paþa'dýr.
18.
yüzyýl ve
19.
yüzyýl larda kent
Fransýz,
Ýngiliz,
Hollandalý ve
Ýtalyan tüccarlarýn gözdesidir. Bu geliþmeye paralel olarak, eyalet merkezi
(Aydýn
eyaleti) önce 1841'de
geçici olarak, sonra da
1850'de temelli Ýzmir'e aktarýlmýþtýr. Ayný yýl Sultan
Abdülmecit,
1863'de de Sultan
Abdülaziz
Ýzmir'i ziyarete gelmiþler,
1871'de kurulan
belediyenin ilk baþkaný da
Yeniþehirlizade Ahmet Efendi olmuþtur. Çokuluslu bir ticaret þehri haline
gelen ve servet birikimi yaratarak metropolleþen Ýzmir civarýnda aþayiþi korumak
herzaman zorlu bir uðraþ olmuþtur. Bu baðlamda, bölgenin ünlü Rum eþkiyalarýndan
Katýrcý Yani 1853'de Buca'da yakalanabilmiþ, baþta
Çakýrcalý Mehmet Efe olmak üzere, efeler ve eþkiyalar Ýzmir'e özel ilgi
göstermiþler, çoðu kez resmi görevlilerden, yerli, levanten ve yabancý
tacirlerden ve azýnlýklardan oluþan çetrefil bir iliþkiler aðý içinde rol
oynamýþlardýr.
Ýzmir
I. Dünya Savaþýndan sonra
15 Mayýs
1919'da
Yunan ordusu
tarafýndan iþgal edilir. Bu iþgal
9 Eylül
1922 tarihinde sona
erer. Ancak, Ýzmir
13 Eylül
1922 sabahý tarihinin belki de en büyük felaketlerinden birini yaþamaktan
kurtulamaz.
Basmane semtinde baþlayan yangýn 2.600.000 metrekarelik bir alanda
20.000'den fazla ev ve iþyerini tahrip eder. Bu yangýn ne yazýk ki kentin
geleneksel alanýnýn dörtte üçünü tahrip etmiþtir. Fakat yeni kurulan
Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte Ýzmir zümrütü anka kuþu gibi kendi külleri
içinden yeniden doðmuþtur. Yangýn alanýnda bugün
Ýzmir Enternasyonal Fuarý bulunmaktadýr.