ÝZMÝR ÝL REHBERÝ

www.izmirilrehberi.com

ÝZMÝR TARÝHÝ ve ÝZMÝR TARÝHÝ RESÝMLERÝ

Eski Ýzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoðusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaþýk yüz dönüm olan bir adacýk üzerinde kurulmuþtu. Son yüzyýllar boyunca Meles Çayý'nýn ve Sipylos Daðý (Yamanlar Daðý)'ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovasý oluþtu ve yarým adacýk bir tepe haline dönüþtü.

Þimdi Tepekule adýný taþýyan bu höyüðün üzerinde Tekel Müdürlüðü'nün Ýzmir Þarap ve Bira Fabrikasý'na ait numune baðý bulunmaktadýr. 1955'ten beri yoðun gecekondu bölgesi olan bu çevrede Ýzmir'deki ilk yerleþim yeri olarak tespit edilen Ýzmir Höyüðü bulunur. Buradaki ilk kazýlarda Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüðü"nün büyük katkýlarý olmuþtur.

Batý Anadolu kýyýlarýndaki ilk yerleþimler -ki bunlar Troya Savaþlarýndan sonra kurulan Aiol, Ýon ve Dor kökenlidir- genelde küçük yarýmadalar üzerinde kurulmuþtur. Bunlar, Çandarlý (Pitanes), Foça (Phokaia), Ýzmir (Smyrna), Kilizman (Klazomenai), Milet ve Ýasos gibi yerleþimlerdir. Bunun nedeni yerleþim yerlerini kuran ve oturan insanlarýn daha çok Hellenli ve den olmalarýdýr. Böylece yarýmada yerleþikleri hem iki limana sahiptiler, hem de kara denizden gelecek saldýrýlara karþý güvence içindeydiler.

Elveriþsiz havalarda limanlardan biri uygun olmadýðý takdirde gemiciler diðer limaný kullanma þansýna sahiplerdi. Bayraklý Höyüðü körfezin kuzeydoðu köþesinde, kuzeyine sarp kayalý Yamanlar Daðý'ný da alarak karadan gelecek saldýrýlara karþý rahat bir konumdaydý. Güneyi imbata açýktý. Eski Ýzmir yerleþimi yaklaþýk 3000 yýl boyunca bu yarýmada üzerinde yer aldý. M.Ö. 4. yüzyýlýn ikinci yarýsýnda büyük nüfus artýþý yüzünden bugünkü Kadifekale (Pagos) eteklerine taþýndý.

Neolitik-Tunç Çaðlarý ( M.Ö. 6500-1050) [deðiþtir]

En eski Ýzmir'in yerleþimi Bornova ilçesindeki Yeþilova Höyüðü'nde 2005 yýlýnda yapýlan kazýlarda keþfedilmiþ, Ýzmir kenti tarihinde bilinenden 3 bin yýldan daha eskiye M.Ö. 6500 yýllarýna kadar gidilmiþtir.Yeþilova buluntularý Ýzmir'deki ilk yerleþimin Neolitik Çaðda Bornova Ovasý'nda baþladýðýný , yerleþim sayýsýnýn Kalkolitik ve Tunç Çaðlar süresince artarak devam ettiðini göstermiþtir.

Symrna kazýlarýndan elde edilen bilgiler ýþýðýnda Tunç Çað evlerini höyüðün en üst düzeyinde denizden 3 ile 5 metre yukarýdaki kayalar üzerine oturtmuþlardýr. Bu yerleþme Eski Tunç Çaðý dönemine aittir. Bulunan çanak ve çömlekler Troya dönemi ve kültürüyle (M.Ö.3000-2500) benzerlikler göstermektedir. Birinci yerleþim tabakasýnýn üstünde Orta Tunç Çaðý dönemi yer alýyordu. Burada bulunan keramik eserler Troya II kentinde ortaya konulan sanatsal eserlerle hemen hemen özdeþtir (M.Ö. 2500-2000). Üçüncü yerleþme katý Troya VI ve Hitit dönemi ile çaðdaþtýr (M.Ö.1800-1ü50). Bu katta elde edilen büyük ve saðlam bir vazo, Afyon ve Uþak kentlerinin güneyindeki Beyce Sultan kazýlarýnda elde edilen kaplarýn çeþidindendir.

Ayrýca birçok kap biçimi Orta Anadolu ile olduðu ölçüde Troya VI kap kaçaðý ile de benzerlikler taþýmaktadýr. Bundan baþka yine Troya VI'da gün ýþýðýna çýkan `Minyas' tipi vazolar Bayraklý'da da ele geçmiþ, bir de 4-5 Myken seramik parçasýna rastlanmýþtýr. Açýlan sondajlar küçük olduðundan evler hakkýnda geniþ bilgi elde edilememiþtir. Tunç Çaðý'nda Ýzmir `de yaþayan yerli halkýn dili konusunda herhangi bir fikir elde edilmesi mümkün olmamýþtýr. `Minyas' türü keramiðin ele geçmesi birçok Anadolu kentinde olduðu gibi, burada da 2. Binde Akalýlâra (Achaioi: Myken) ait bir ticaret kolonisinin bulunduðuna iliþkin ipuçlarý verebilir.

 

Demir Çaðý [deðiþtir]

Hititler Çaðý'nda {M,Ö. 1800-1200) Anadolu'da yazý kullanýlýyordu ve bundan ötürü o dönemde tarih çaðýna ulaþýlmýþ bulunuluyordu. Ancak M.Ö. 1200'lerde Troya Vll ve Hitit baþkenti Hattuþaþ'ýn Balkanlardan gelen kavimlerce yýkýlmasýndan sonra Orta ve Batý Anadolu yeniden yazýsýz ve karanlýk bir çaða, Demir Çaðý'na girdi. Demir Çaðý, Anadolu'da yazýnýn yeniden kullanýlmasý ile Frigya Krallýðý'nda M.Ö.730, geri kalan Orta ve Batý Anadolu'da ise M.Ö. 650 yýllarýna kadar sürmüþtür,

Kazýlarda fazla miktarda çýkarýlan keramik ürünlerden anlaþýldýðýna göre, Demir Çaðý boyunca Eski Ýzmir'de Hellas'tan göç eden, Aiolller ve Ýonlar yaþýyordu. Yarýmadada yerli halkýn yaþadýðýna dair herhangi bir bulguya ise rastlanmamýþtýr. Bayraklý Höyüðü'nün M.Ö. 1050 yýllarýnda kurulmaya baþlayan yerleþmesinin Hellas kökenli olduðu anlaþýlmaktadýr.

400 yýl devam eden bu ilkel dönem boyunca baþlýca beþ yerleþme katý saptanmýþtýr. Bunlar :

I. Aiol yerleþmesi (M.Ö. 1050-M.Ö.1000)
II. Erken, Orta ve Geç Protogeometrik yerleþme (M.Ö. 1000-M.Ö. 875)
III. Erken ve Orta Geometrik yerleþme (M.Ö. 875- M.Ö. 750)
IV. Geç Geometrik yerleþme (M.Ö. 750-M.Ö. 675)
V. Subgeometrik yerleþme (M.Ö. 675-M.Ö. 650)
 

Söz konusu beþ tabaka denizden 6,40 metre yükseklikte baþlamakta ve 9,50 metrede son bularak 3 metre kalýnlýðýnda bir tabaka oluþturmaktadýr. Kazýlarda elde edilen Aiol keramiði Submyken orijinlidir. Protogeometrik ve Geometrik stildeki kap-kaçak ise genelde Attika vazoculuðunun bir devamýdýr diyebiliriz.

Demir Çaðý boyunca Ýzmir evleri, büyüklü küçüklü tek odalý yapýlardan oluþmakta idi. Gün yüzüne çýkarýlan en eski ev M.Ö. 925 ile M.Ö. 900'e tarihlenmektedir. Ýyi korunmuþ halde ortaya çýkarýlan bu tek odalý evin (2,45 x 4 m.) duvarlarý kerpiçten, damý ise sazdan yapýlmýþtý. Erken Geometrik dönemden itibaren (M.Ö. 875'ler) bu tek odalý evler at nalý biçimli bir avlunun üç bir yanýný çevirmekte idiler.

Eski Ýzmir'liler kentlerini M.Ö. 850'lerde kerpiçten yapýlmýþ kalýn bir surla korumaya baþladýlar. Bu tarihten itibaren Eski Ýzmir'in bir kent devlet kimliði kazanmýþ olduðu söylenebilir. Kenti 'Basileus' adý verilen bir beyin idare ettiði olasýdýr. Göçleri gerçekleþtirenler ve kent ileri gelenleri soylu tabakayý oluþturuyordu. Kent duvarlarý içinde yaþayan nüfus olasýlýkla bin kiþi civarýndaydý. Geç Geometrik ve Subgeometrik seramikle açýklanan dönemde (M.Ö.750-650) ise yarýmadanýn nüfusu daha kalabalýk olup belki de 1500 kiþiyi aþýyordu. Kent devlete ait halkýn büyük bir bölümü civar köylerde yaþýyordu. Bu köylerde, bu çaðdaki Eski Ýzmir'in tarlalarý, zeytin aðaçlarý, baðlarý, çömlekçi ve taþçý iþlikleri yer alýyordu. Geçimi tarým ve balýkçýlýkla saðlanýyordu.

Kentin en önemli kutsal yapýsý Athena Tapýnaðý idi. Bu tapýnaðýn günümüze deðin korunan en eski kalýntýsý M.Ö. 725-700 yýllarý arasýna tarihlenmektedir. Daha önceki dört dönemde (M.Ö. 1050- 750), büyük bit olasýlýkla yine Tanrýça Athena'ya tapýnýlýyordu, ancak o tarihlerde kadýn tanrýçanýn heykeli herhalde küçük bir niþ (naiskos) içinde bulunuyordu. Bilindiði gibi Homeros'un destaný Ýlias, Aiol ve Ýon lehçelerinin karýþýk olduðu bir dille yazýlmýþtýr. Bu nedenle dünya tarihinin bu çok önemli destansý yapýtý büyük olasýlýkla bu iki lehçenin konuþulduðu sýnýr bölgesi olan Ýzmir'de oluþturulmuþtur. Nitekim Hellenistik dönem Ýzmirlileri Homeros için 'Homeraion' adlý bir yapý inþa etmiþlerdir.

 

Parlak Dönem (M.Ö. 650-545) [deðiþtir]

Eski Ýzmir'in parlak dönemi M.Ö. 650-545 yýllarý arasýna denk düþer. Yaklaþýk yüz yýl süren bu süre, bütün Ýyon uygarlýðýnýn en güçlü dönemini oluþturur. Bu dönemde Miletos'un liderliðinde Mýsýr'da, Suriye ve Lübnan'ýn Batý kýyýlarýnda, Propontis'te (Marmara Bölgesi), Pontus'ta (Karadeniz) koloniler kurulur ve Doðu Hellen dünyasý kýta Yunanistan ile rekabet ederek birçok alanda ve konuda onun yerini almaya baþlamýþtýr. Bu dönemde Ýzmir'in tarýmcýlýkla yetinmeyip Akdeniz ticaretine de ortak olduðunu görmekteyiz. Bu dönem katlarýnda bulunan Fenike kökenli eserler, Kýbrýs kökenli heykel ve heykelcikler, Ön Asya ya da Akdeniz orijinli fayans figürcükler bu uluslararasý ticaretin günümüze kalmýþ eserleridir.

Parlak dönemin Ýzmir'deki önemli belirtilerinden biri M.Ö. 650'den beri yazýnýn yaygýnlaþmaya baþlamasýdýr. Kadýn tanrýça Athena'ya sunulan armaðanlarýn birçoðunda sunu yazýtlarý bulunmaktadýr. Kent halkýnýn sayýsý fazla olmasa da bir bölümü okuryazardýr. Kazýlarda ortaya çýkarýlan Athena Tapýnaðý (M.Ö. 640-580), Doðu Hellen dünyasýnýn en eski mimarlýk eseridir. En eski ve en güzel sütun baþlýklarý þu ana kadar Ýzmir'de bulunmuþtur. Samos, Milet, Efes, Erythrai ve Phokaia'da çýkarýlan sütun baþlýklarý M.Ö. 6. Yüzyýlýn ikinci yarýsýndan (M.Ö. 575-550) tarihinden önce deðildir. Helken sanatýnýn en özgün mimarlýk öðeleri olan Aiol ve Ýon türü baþlýklar ile Ýon ve Lesbos biçimi kymationlar (yaprak ya da yumurta þekilli mimarlýk süslemesi) doðuþlarýný Eski Izmir de gün ýþýðýna çýkan ve büyük ölçüde Anadolu Hitit sanatýndan esinlenmiþ olan bu baþlýklara borçludurlar

Hellen Dünyasýnýn çok odalý ev tipinin en eski örneði Eski Ýzmir de bulunmuþtur. Gerçekten M.Ö. 7. Yüzyýlýn ikinci yarýsýnda yapýlmýþ olan iki katlý, beþ odalý, ön avlulu çifte megaron, Hellenlerin bugün için bilinen, bir çatý altýndaki en eski çok odalý evdir. Ondan önceki Yunan evleri yan yana dizilmiþ megaronlardan oluþuyordu. Eski Ýzmir'in cadde ve sokaklarý daha 7. yy'ýn ikinci yarýsýnda ýzgara planlý idi, caddeler ve sokaklar kuzeyden güneye ve doðudan batýya uzanýyor, evler genellikle güneye bakýyordu .

Ýlerde M.Ö.5. yüzyýlda Hippodamos tipi adýný alacak olan bu kent planý özünde Yakýn doðuda çoktan biliniyordu. Bayraklý þehir planý bu tür kent dokusunun Batý dünyasýndaki en erken örneðidir. Ýon uygarlýðýnýn en eski parke döþeli yolu Eski Ýzmir'de gün ýþýðýna çýkarýlmýþtýr.

Hellen dünyasýnýn en eski sivil mimarlýk eseri Eski Ýzmir'de 7. Yüzyýlýn ilk yarýsýnda yapýlmýþ olan güzel taþ çeþmedir. Bir zamanlar Yamanlar Daðý üzerinde yükselen Tantalos mezarý, tholos biçimli anýtsal mezarlarýn güzel bir temsilcisidir. Tantalos tümülüsünün mezar odasý adý geçen çeþmenin planýnda idi ve onun gibi Isopata tipi adýný taþýyan yapý türünde idi, yani planý dörtgendi ve üstü bindirme tekniðindeki bir tonozla örtülü bulunuyordu. Tantalos mezarý adý ile anýlan bu anýtsal eser Eski Ýzmir'de MÖ.520-580 tarihlerinde yönetimi elinde tutan basileusun ya da tyranýn mezarý olmalýdýr.

Eski Ýzmir'de, çömlekçi iþlikleri, arkeoloji literatüründe "Oryantalizan" ya da "Friz Stili" adý ile anýlan seramik türünün güzel örneklerini üretiyor, taþçý ustalarý mimarlýk eserlerinden baþka anýtsal boyda heykeller ve heykelcikler yontuyor ve bütün bu sanat yaratýlarýnýn bir bölümü dýþ pazarlara sürülüyordu.

Bilindiði gibi M.Ö. 6. Yüzyýlýn ilk yarýsýnda o zamanki antik dünyanýn kültür merkezi Batý Anadolu idi. Özellikle Milet'de tarihte ilk defa batýl inançlardan ve her çeþit din etkisinden kurtulmuþ, özgür düþünceye dayalý bilimsel araþtýrmalar baþlamýþtý. Doðu dünyasýnýn zengin bilgi ve deneyim hazinelerinden yararlanarak ve özellikle özgür düþünce yöntemiyle Thales, Anaksimenes ve Anaksimandros gibi doða filozoflarý' bugünkü Batý uygarlýðýnýn temellerini atmýþlardý. Thales dünyada ilk defa bir doða olayýný, M.Ö. 28 Mayýs 585 tarihinde olagelen güneþ tutulmasýný oluþundan önce hesaplamýþtýr. Böylece kültür ve bilim alanýnda tarihin baþlangýcýndan beri 2500 yýl boyunca Mezopotamya ve Mýsýr'ýn elinde olan önderlik, Batý Anadolu'ya geçmiþtir. Batý Anadolu bu önderliðini Ýranlýlarýn Anadolu'yu iþgal ettikleri 545 yýlýna deðin korumuþtur. Ancak Ýran iþgali ile filozoflar, bilim adamlarý ve sanatçýlar Atina'ya göç edince kültür ve ilim alanýndaki önderlik Atina'ya geçmiþtir.

Milet, Efes, Samos gibi Ýzmir de 6. Yüzyýlýn baþlarýnda büyük olasýlýkla düþünce ve bilim alanýnda önde gelen kentlerden biriydi. Ancak Eski Ýzmir M.Ö. 640-545 tarihlerinde döneminin en ileri kültür merkezlerinden biri olduðu halde daha sonralarý önemini yitirdiði için, çalýþmalarda eskisi hýzýný kaybetmiþti. Eski Ýzmir'in edebiyat, þiir, tarih, felsefe ve bilim konularýnda ne düzeyde olduðu hakkýnda yeterli bilgi mevcut deðildir. Mimarlýk konusunda ise önemli bir merkezdi.

herodot, Eski Ýzmir'i Lidya kralý Alyattes'in aldýðýndan bahseder. Kazýlarda da bu olay M.Ö. 500 sýralarýna tarihlenir. Kent ve Athena tapýnaðý tahrip olsa da Ýzmirliler M.Ö. 590 yýllarýnda tapýnaðý tekrar inþa ederler.

Daha sonra Persler tarafýndan 6. Yüzyýlýn ortalarýnda ele geçirilen kent. Bu olayla birlikte parlak devrini tamamlamýþtýr. Bu tarihten sonra Athena tapýnaðýna hediye edilmiþ hiçbir armaðan bulunamamasý da bu tahribatýn önemli göstergelerinden birisidir.

 

Gerileme Dönemi (M.Ö. 500-300) [deðiþtir]

Athena Tapýnaðý M.Ö. 545 tarihlerinde terkedilmiþse de yerleþim sürmüþ, ancak bundan sonra 200 yýl kadar bir süre eski Ýzmir önemini ve iþlevini yitirmiþtir.

M.Ö. 5. yüzyýl boyunca küçük ancak zengin bir yerleþmenin yer aldýðý Bayraklý Höyüðü M.Ö. 5. yüzyýlýn sonunda ve özellikle 4. yüzyýl süresince yoðun bir iskana sahne olmuþtur. Bu dönemde, ortalarýnda büyük avlular olan biri 5, biri 8 ve diðeri 15 odalý olmak üzere üç ev gün ýþýðýna çýkarýlmýþtýr. Bunlarýn, kenti idare eden ve muhtemelen dönemlerindeki Pers etkisine uyarak yakýn civardaki Larissa'da olduðu gibi, birer tyran olan beylere ait olmalarý akla yakýn gelmektedir. Nitekim Yamanlar Daðý'nda hala kýsmen korunmuþ olan ve önemli kiþilerin mezarlarý olmasý gereken düzgün krepisli birkaç 4. yüzyýl tümülüsü bu düþünceyi desteklemektedir.

Söz konusu merkezi avlulu büyük üç evden baþka birçoðu megarondan bozma dörtgen planlý küçük evler bulunmuþtur. Bayraklý höyüðünün bütün üst düzeyinin 4. yy. boyunca evlerle kaplý olduðu söylenebilir. Öyle anlaþýlýyor ki Anadolu'daki Pers iþgali 4. yüzyýlda gücünü yitirmiþ ve Ýyon kentlerinin büyümesine neden olmuþtur. Meydana gelen nüfus patlamasý ile yüz dönümlük Bayraklý Höyüðü, Ýzmirlilere küçük gelmeye baþladýðýndan, M.Ö. 300 tarihlerinde Kadifekale (Pagos) eteklerinde yeni Ýzmir kenti kurulmuþtur.

 

Hellenistik Dönem'de ve Roma Ýmparatorluðu yönetiminde Ýzmir (M.Ö. 333-M.S. 395) [deðiþtir]

Büyük Ýskender'in Ýssos'ta (Ýskenderun) Pers Kralý Darius'u yenmesinden (M.Ö. 333) ve arkasýndan bütün doðuyu ele geçirmesinden sonra Hellen dünyasý büyük bir refah çaðýna eriþti. Kentler nüfus patlamalarýna sahne oldu. Hellenistik Dönem'de Ýskenderiye, Rodos, Bergama ve Efes kentlerinden her biri 100 binin üstündeki bir nüfusa eriþtiler. Küçük bir tepeciðin üzerinde kurulmuþ olan eski Ýzmir kentinin duvarlarýnýn içinde yalnýz birkaç bin kiþi yaþayabiliyordu. Bu nedenle en geç M.Ö. 300 sýralarýnda Kadifekale'nin eteklerinde, yeni ve büyük bir kent kuruldu.

M.Ö. 323 yýlýnda Büyük Ýskender'in ölümü üzerine çýkan iç savaþta Ýzmir (zamanýn ismiyle Symrna), önce Lysimakhos'un, sonra Lysimakhos'u M.Ö. 281 yýlýnda yapýlan Corupedion Savaþý'nda yenen Selevkoslar'ýn kralý 1. Selevkos'un eline geçti. Selevkos egemenliði M.Ö. 190 yýlýnda yapýlan Magnesia (bugün Manisa) Savaþý'na kadar sürdü. Selevkoslar, Romalýlar'a karþý kaybettiði bu savaþtan 2 yýl sonra yapýlan Apameia (bugün Dinar) savaþýyla Bergama Krallýðý'na verildi. Bergama'nýn egemenliði, Kral 3. Attalos'un ölümüne dek sürdü ve bu tarihte Romalýlar'ýn eline geçti ve Asya Eyaleti'ne baðlandý.

Tarihçi Strabon, Smyrna'nýn kendi zamanýnda yani M.Ö. 1. yüzyýla geçiþ sýrasýnda en güzel Ýyon kenti olduðunu belirtmektedir. O dönemde kentin küçük bir bölümü Kadifekale'nin Pagos'un üzerindeydi. Büyük bölüm ise düz arazi üzerinde bulunan liman çevresine toplanmýþtý. Ana tanrýçanýn tapýnaðý ile gymnasion da bu hat üzerinde yer alýyordu. Caddeler düzdü ve tamamý büyük taþlarla düzgün bir biçimde kaplanmýþtý. Aristeides, kentin doðu-batý yönünde uzanan iki ana yolunun (Kutsal yal ve Altýn yol) bulunduðunu ve bu yollarla kentin , denizden gelen esinti ile serinlediðini anlatmaktadýr. Strabon Ýzmir'de Homereion olarak adlandýrýlan bir stoanýn varlýðýndan söz eder (belki de bir perystil ev). Bu evin içinde Homeros'un bir heykeli bulunuyordu.

Roma Çaðý'nda Ýzmir'de inþa edilen yapýlar arasýnda, Kadifekale'nin (Pagos) kuzeybatý eteðindeki antik tiyatro ve batýdaki stadyumun her ikisinden de pek az iz kalmýþtýr. Diðer taraftan Smyrna Agorasý oldukça iyi korunmuþ olup, bugün kýsaca Agora olarak bilinmektedir. Agoranýn ölçüsü 120x80 metre uzunluðunda geniþ bir avlusu vardý. Doðusunda ve batýsýnda birer stoasý vardý. Her iki yapý 1 7,5 m. olup ikiþer katlýydý. Ayrýca 28 m. uzunlukta bir bazilika da mevcuttu. M.Ö. 2. Yüzyýlda Romalýlarýn egemenliðine giren Ýzmir ikinci kez altýn dönemini yaþamaya baþlar. M.Ö. 88 yýlýnda Pontus Kralý 6. Mithridates'in eline geçtiyse de 2 yýl sonra Romalýlar þehri geri aldý.

Ýncil'de sözü edilen "Yedi Kilise"den bir tanesinin bulunduðu Smyrna Hýristiyanlýðýn geliþmesinde önemli bir rol oynar. Ýzmir'in ilk baþpiskoposu olan Aziz Polikarp havari ve Ýncil yazarý St. John'un ilk müridlerinden biridir. Yaklaþýk M.S. 70 yýlýnda Anadolu'da doðmuþ, inancýndan ötürü 23 Þubat 155 tarihinde, Ýzmir akropolü üzerinde bulunan stadyumda Romalýlar tarafýndan yakýlarak ölüme mahkum edilmiþtir. M.S. 395 yýlýnda Roma Ýmparatorluðu ikiye bölününce, Ýzmir, sonradan Bizans Ýmparatorluðu olarak tanýnacak Doðu Roma Ýmparatorluðu'nun bir parçasý olur.

 

Bizans Ýmparatorluðu yönetiminde Ýzmir; Araplar, Selçuklular, Cenevizliler, Aydýnoðullarý, Haçlýlar, Moðollar. [deðiþtir]

Bizans Ýmparatorluðu döneminde Araplar, Selçuklular, Haçlýlar ve Cenevizliler kenti ele geçirmek için birbirleriyle savaþýrlar. Kenti ilk önce Araplar 672 yýlýnda denizden zaptedip Ýstanbul'a yaptýklarý akýnlarda bir üs olarak kullanýrlar. Türkler Ýzmir'i ilk kez 1076'da Sulçuklu akýncýlarýndan ve zamanla ilk büyük Türk denizcisi olacak Çaka Bey'in komutasýnda ele geçirirler. Ýzmir'den hareketle Ege Adalarý ve Çanakkale Boðazý'na düzenlediði akýnlarla Bizanslýlara korku salan Çaka Bey'in ölümünden sonra Bizanslýlar kenti 1098'de geri alýrlar ve þehrin kýyý tarafý 1204 yýlýnda Rodos Þovalyeleri'nin eline geçer. 1310'da Aydýnoðlu Umur Bey tüm þehri ele geçirir. 1344 yýlýnda Cenevizliler kýyýdaki St. Peter kalesini ele geçirirler. Cenevizliler aþaðý kenti kontrollerinde tutarken Aydýnoðullarý Beyliði yukarý kentte (Kadifekale) hakimiyet kurar.

Gavur Ýzmir deyimi o dönemden kalmadýr ve Cenevizlilerin elinde kalan aþaðý kenti tanýmlamak için kullanýlmýþtýr. 14.yüzyýl ortalarýnda St. Peter kalesi ve aþaðý kent bu kez Rodos Þövalyeleri tarafýndan ele geçirilir. Bu arada Osmanlý Devleti 1398'de Ýzmir üzerinde hakimiyet kurdu. Ankara Savaþý'ný kazanarak Osmanlý Devleti'ni maðlup etmiþ olan Timur'un 1403'de bizzat komuta ettiði Moðol ordusu kenti istila edip, St.Peter Kalesini yerle bir eder. Bu fetih Timur'un Hristiyan güçlere karþý yapmýþ olduðu tek savaþ olmasý nedeniyle ayrýca önemlidir. Osmanlý Devleti'nin toparlanmasýndan sonra 1422 yýlýnda II. Murat kenti zapteder ve Ýzmir bundan sonra Osmanlý Ýmparatorluðu'nun bir parçasý olur.

Osmanlý Ýmparatorluðu yönetiminde Ýzmir; Doðu Akdeniz'in ticaret kavþaðý [deðiþtir]

Osmanlý idaresinin ilk yüzyýllarýnda ikinci derece bir sancak olan Ýzmir'in Ýlk Osmanlý yöneticisi Karasubaþý Hasan Aða'dýr. Ýzmir 1605-1606 yýllarýnda Celali Ýsyanlarý kapsamýnda Arap Sait ve Kalenderoðlu ayaklanmalarýna sahne olmuþtur. Ancak kent, Osmanlý Ýmparatorluðunun 1620 yýlýnda yabancýlara tanýdýðý kapitülasyonlardan sonra giderek Ýmparatorluðun en önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelir.

1619'da Fransýz, 1620'de Ýngiliz konsolosluklarý açýlýr. Bu arada þehrin nüfus yapýsý da deðiþmeye baþlar. 16. yüzyýl kaynaklarý Ýzmir'de 19 cami, 18 havra ve sadece 1 Rum Ortodoks kilisesi bulunduðunu, kentin 9 mahallesinden sadece birinde Hristiyanlarýn yaþadýðýný belirtmektedir. Dolayýsýyla, o dönemde þehir merkezinde Müslüman-Türkler çoðunlukta, önemli ve köklü bir Musevi cemaati mevcut (Sabetay Sevi 17. yüzyýlda Ýzmir Musevi cemaatinin içinden çýkmýþtýr) ve Hrýstiyan Rumlar azýnlýkta olmalýdýr.

Evliya Çelebi de, 1672'de Ýzmir'i ziyaretinde, nüfus yapýsýndaki deðiþimin ilk gözlemlerini kaydeder ve Punta (Alsancak) mahallesinde giderek artan sayýda yerli gayrimüslimlerin, Levantenlerin ve Batýlý tüccarlarýn yoðunlaþtýðýný yazar. Ýzmir'de 1676'da yaklaþýk 30 bin kiþinin öldüðü bir veba salgýný, 1742'de þehrin yarýsýnýn yandýðý büyük bir yangýn olur. Osmanlýlarca Ýzmir'e paþa düzeyinde yapýlan ilk atama, 1707'de yabancý tüccarlarca düzenlenen Buca ayaklanmasý ndan sonra 1716'da tayin edilen Köprülü Abdullah Paþa'dýr.

18. yüzyýl ve 19. yüzyýl larda kent Fransýz, Ýngiliz, Hollandalý ve Ýtalyan tüccarlarýn gözdesidir. Bu geliþmeye paralel olarak, eyalet merkezi (Aydýn eyaleti) önce 1841'de geçici olarak, sonra da 1850'de temelli Ýzmir'e aktarýlmýþtýr. Ayný yýl Sultan Abdülmecit, 1863'de de Sultan Abdülaziz Ýzmir'i ziyarete gelmiþler, 1871'de kurulan belediyenin ilk baþkaný da Yeniþehirlizade Ahmet Efendi olmuþtur. Çokuluslu bir ticaret þehri haline gelen ve servet birikimi yaratarak metropolleþen Ýzmir civarýnda aþayiþi korumak herzaman zorlu bir uðraþ olmuþtur. Bu baðlamda, bölgenin ünlü Rum eþkiyalarýndan Katýrcý Yani 1853'de Buca'da yakalanabilmiþ, baþta Çakýrcalý Mehmet Efe olmak üzere, efeler ve eþkiyalar Ýzmir'e özel ilgi göstermiþler, çoðu kez resmi görevlilerden, yerli, levanten ve yabancý tacirlerden ve azýnlýklardan oluþan çetrefil bir iliþkiler aðý içinde rol oynamýþlardýr.

Ýzmir I. Dünya Savaþýndan sonra 15 Mayýs 1919'da Yunan ordusu tarafýndan iþgal edilir. Bu iþgal 9 Eylül 1922 tarihinde sona erer. Ancak, Ýzmir 13 Eylül 1922 sabahý tarihinin belki de en büyük felaketlerinden birini yaþamaktan kurtulamaz. Basmane semtinde baþlayan yangýn 2.600.000 metrekarelik bir alanda 20.000'den fazla ev ve iþyerini tahrip eder. Bu yangýn ne yazýk ki kentin geleneksel alanýnýn dörtte üçünü tahrip etmiþtir. Fakat yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte Ýzmir zümrütü anka kuþu gibi kendi külleri içinden yeniden doðmuþtur. Yangýn alanýnda bugün Ýzmir Enternasyonal Fuarý bulunmaktadýr.

.

 

 Bu site www.efuar.org üyesidir